Thursday, March 31, 2011

Pembe Panter

Bundan yaklasik 25 sene evvel, dunyaya geldiginde pembe pantere benzeyecegini zannettigim bir varlikla tanistim. 9 ay fln bekledim annemle, ona cici bebe biskuvileri yediriyordum ki kardesimin karnina gitsin diye. Karninda ezilmesin diye annemin ayakkabilarini bagliyordum. Sonra bi gun annemle babam evden gittiler, geri donduklerinde pembe panter gelecekti. Babam soz vermisti. Baktiklari oyuncakcida mi yoktu yoksa hic sallamayip ayi alalim nolcak mi dediler bilemiyorum, ellerinde bi oyuncak ayiyla geldiler.Yikilmistim. Pembe panter beklerken bi tane ayi ve bi tane de aglayan sey gelmisti. Bu aglayan sey cok agirdi bi de.
Aradan cok yillar gecti. Kevin bu hikayeyi bilmiyordu hic ama bana aldigi ilk oyuncak Pembe Panterdi. Hala da bilmiyor, belki Haziran’da gittigimizde anneme soylerim anlatir.. Hayat garip surprizlerle doluymus cidden. Esek kadar kizim bana niye hala oyuncak aliniyor o da ayri mevzu.

Tuesday, March 22, 2011

Smart Car

Bugun Kevincim arabayi tamire goturdu ve ona bir Smart vermisler, bugun kullansin diye, arabayi yarin almaya gittiginde geri verecek. Ben de tabii smart'lara atari muamelesi yaptigim icin, hadi gel beni gezdiiiiir diye delirdim. Simdi cocuklar gibi mutluyum!

Tuesday, March 15, 2011

St. Patrick's day

Iki sene oncesine kadar ruhumun duymadigi, haberimin olmadigi bir gun. Soylentilere gore St.Patrick denen zat-i muhterem (ruhu sadolsun) 17 Mart'ta vefat ettiginden dolayi biz de o gun "Hepimiz Irlanda'liyiz" diyerek yollara dokuluyormusuz. Dedigim gibi, benim haberim yoktu. Amerika'da ozellikle ciddi anlamda kutlanan bir bayram bu. Insanlar yesil seyler giyiyorlar ve yesile boyanmis biralardan iciyorlar. E biz de icelim dedik tabii. Burdaki Irish publardan olan Lady Godiva'ya gidiyoruz bu aksam. Yesil biralar gelsin!

Iceriz biz bu aksam !

Hava yavas yavas isinmaya basladi. Canim arkadasim da dondu Istanbul'dan, bu aksam geleneksel bulusmamizi yapip keyifle sohbet etme aksami..

Monday, March 14, 2011

Low Carb!

Bendeniz yeni bir diyete basladim efenim gecen hafta carsamba gunu, bakalim bu azim ne kadar surecek. Hep diyorum, bir insan sigarayi biraktiysa, bu hayatta herseyi birakir. Su an birakmaya calistigim seyler ekmek, makarna, pirinc, bugday, nohut, mercimek.. Bunlarin icerisinde karbonhidrat cok varmis.. bunlari az yiyip, diger seylerden (misal et, yumurta gibi) cok yersek, vucut kaptan magara adami geliyor anaciiiim diyerek kendine geliyor ve canavarlasiyor. Ayni zamanda spor da yapabiliyorum, neticede beni memnun eden bir diyet haline geliyor kendisi.. Kolay degil, ama cok zor da degil. Ac degilim en azindan.
Yine aklima takilan bir baska konu da sudur ki : biz neden carbOhydrate demiyoruz da karbONhidrat diyoruz acaba?

Friday, March 11, 2011

Monday, March 7, 2011

Honesty Bar

Paris hafta sonumuzla ilgili bir ufak ayrinti paylasmak istedim. Otelimiz Lenox Montparnasse Hotel'di. 3 yildizli temiz bir otel. Odalari ufacik ama compact, biz cok begendik. Otelin en alt katinda bir bar var, kendinizi evinizde hissedin mottosu ile hazirlanmis, basit ve keyifli bir bar. Ismi de Honesty Bar. Ickilerinizi kendiniz hazirlayin fakat sonra da bize hangi ickiden ne kadar ictiginizi bildirin diyorlar.
Check out yaptirdigimizda anladik ki oyle evimizde hissedebilecegimiz bir fiyat/konfor orani yokmus. Yolun karsisindaki bari tavsiye ediyorum.
Bi daha ayni otelde kalir miyim, kalirim; Honesty Bar'a gider miyim, gitmem.


Long weekend in Paris

Cuma aksami trene atlayip Paris'e gittim. Bu cumleyi 3 sene once duysam, vay be ne bohem hayatlar ne burjuva kisilikler derdim. Persembe gunu bir arkadasimla konusurken de, sen n'apiosun hafta sonu dedigimde, Rotterdam'dayim dedi, ikimiz de vayy bohemmm diye bogurduk tabi. Nitekim hakikaten yakin mesafeler oldugundan tren ve ucak ucuz olabiliyor.
Kevincim daha onceden Paris'e gitmisti is icin, cuma aksami beni bekliyordu otel odasinda, ucarak gittim. Hemen klasik yemek seruveni basladi giyin suslen vs.. Cok guzel yemekler yedik..
Wine tasting kursu aldik Cumartesi gunu, tabii ki kurstan sarhos cikip sokaklarda kahkaha krizleri gecirdik.. Metroda kaybolduk akabinde ama yine de oteli bulabildik..

Donus yolu basladiginda bende de sinir mekanizmasi calismaya basladi tabii. Gelirken business class'ta gelen kocamin tabii ki donuste de business donecegini dusunememistim. Romantik romantik daglari dereleri seyrederek doneriz diye canlanmisti gozumde yolculugun donus kismi nedense. Once sakaya vurdum tabi, eke eke sen simdi oyle yayila yayila otururken ben 2nd class'ta elalemin yumurta kokulariyla gidicem eke eke diyerek. Ki Paris'e giderken bindigim tren ultra super konforluydu, valizler icin ayri yer bile vardi hemen kapinin girisinde. Yine oyle olacak diye dusundugum icin, ne farki var yahu ha business ha 2nd diyordum icten ice. Boylece sakaya vurmak da kolaylasiyordu. O da ya sana verirdim bu bileti ama ustunde benim ismim yaziyor, simdi kontrolde sana sorun cikartirlar diyerek sinsi sinsi mutlulugunun tadini cikariyordu.

Son dakikada trene yetisebilmek icin deli gibi kosarken, Kev ilk vagonun onunde beni optu hadi baaay diyerek trene bindi. Ben sekizinci vagondayim. 8! Hiz kazandim, cidden kosuyorum boyle elimde icinde pek bisey olmamasi firsat bilinip, ucuza alinmis saraplarla doldurulmus ve agirlastirilmis valizim. Son anda trene bindim, yerimi bulmaya calisiyorum gozlerimle, valizimi koyacak yer yok kapinin onunde! Baktim ki herkes kafasinin ustundeki bosluga tepistirmis valizlerini. Dusunuyorum, mumkun degil kaldirmam o agir seyi. Yerime kadar geldim, tren hareket etti bu esnada, montumu cikardim, cantami cikardim. Hafiflemeye calisiyorum ki haltere cok yatkin olan bunyem kendine gelsin, uyansin. Zaten boyum 1.50, mumkunati yok, istedigin kadar derin nefesler al, 27 sene hic spor yapmamis bir insanin kollarina sahipsen, cucuk
boyunla o valizi oraya koyman imkansiz. Yanima da
yaslica bir teyze koymuslar elinde kitabi beyaz sacli, tam kafasina valiz dusurmelik.

Aldim valizi, Naim Suleymanoglu mode on, kaldirdim, ama belli bi asamayi gecemiyor valiz, gogus hizasinda kaliyor tikanip. Derin bir nefes daha, vallahi de oluyor derken bu sefer de o araliga sokamadim valizi. Bi elim daha olsa orda hemen ittiriverse olacak derken elimden kaydi valiz. Korkmayin yasli teyzeyi oldurmedim. Oldurebilirdim gercekten ama sagolsun yan taraftaki cocuk gormus debelendigimi, ama terbiyesinden de soramamis, hani birak canim bi valizi de kaldiramayacak miyim derim diye heralde. O anda yardim ederek ucuncu elim oldu saolsun.

Bu yazdiklarimin hepsini kafamda hizlica ingilizceye cevirip telefonun messenger'indan Kevin'e attim ki orda vicdan azabindan kahrolsun cok uzulsun. Uzuldu gercekten de. Uzulsun, kolum kopmus orda.


Thursday, March 3, 2011

Daha 29..29..29..

Muhtesem bir gun olmayacagi daha basindan belliydi tabi, Kevin'e dedim ki bir yerde yemek yiyelim. Hediye olayina da girmeyelim, yasayalim entellektuelmisiz gibi, cool olalim. Bunlari derken tabi icimizde hissetmemiz de gerekiyormus, ben o kismi atlamisim, ama K fena halde olayin akisina kendini kaptirmis. Ne akilli karim var diyordur icinden. Ne anlayisli. Bok anlayisliyim tabi ben. Neyse sadede gelmek istiyorum acilinden.

Yemegimizi yerken Kev surekli telefonuyla munasebet icerisindeydi, patronuna emailler atiyor, ondan gelenleri benimle paylasiyor, sagolsun cok paylasimci benim kocam. En sonunda el kol ve nanik hareketleriyle ilgiyi kendime cekmeyi basardim. Simdi farkediyorum aslinda icten ice de surpriz hediye bekliyorum. Bana desin ki “Karicim cok anlayislisin cool’sun ama seni dogum gununde hediyesiz birakacagimi mi sandin”. Bunu desin ama yine de bise almamis olsun.. Yani oyle de olmasin tabi de, almis olsun ama begenmeyeyim.. Neyse neticede birsey almamis. Olsun diyorum ben istemedim zaten. O esnada ben kendi kendime hediyem var mi yok mu - acaba hinzir nereye saklamis diye bakarken bi anda mekanin isiklarini kapadilar, hepppi bortdey melodisiyle iceriye garson elinde bir pastayla girdi!!

O an yuzumdeki gulumsemeyi bi smiley ile ifade etmeye kalksam ayni bu olurdu “:D” Ellerimi de cirpistiriyorum boyle o kadar mutluyum. Garson bana dogru yurudu, geldi, geldi, gecti, gitti arka masaya. Ordaki kiz da tabi ayni smiley suratla karsiladi pastasini, herkes alkisladi cok guzel.

Benim o anda yuzumdeki ifadeyi tarif edebilecek henuz bir smiley kesfedilmedi. Gozlerimin iki yanindan cizgi filmlerdeki gibi sular fiskiriyodu, bildigin hungurdeyerek agladim. Oyle boyle got olmamistim.

Bak iste yaklasiyor firtina

Eskiden bi ablaya sordugumda kac yasindasin diye, cevabi 29’sa sinsi sinsi gulup, icimden “Kesin 30 kusur yasinda ama 29 diyip kendini tatmin ediyo yazik” derdim. Hataliymisim, megerse hakikaten bir 29 varmis ve insanlar bu yasa ulasabiliyorlarmis kolaylikla. Hayatin 25‘ten sonra daha da hiz kazandigini duymus ve inanmamistim. Alinan kilolarin popoya yapistigini ve gitmediklerini de.. Ona da inanmamistim tabi.